epilog'da yayımlanmış hikâye türündeki eserler

Ben Kimseye O Gece Çok Güzeldi, Diyemeyeceğim, Özdemir Asaf

    Bir yaz gecesinin az bulunur karanlığında renkler bir araya gelmiş dinleniyorlardı. İnsanların gözlerinden kaçmış, yorgunluk çıkarmak için az sesli ve kuytu bir yer aramışlardı. Buldukları yer ağaç, toprak ve denizin birbirlerine yakın durdukları bir yerdi. Ben de aklımca… tamamını oku »

Demiryolu Hikayecileri, Oğuz Atay

Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağ başı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan üç hikayeciydik. İstasyon binasına bitişik yanyana üç kulübemiz vardı. Ben, genç yahudi, bir de genç kadın. Seyyar hikaye satıcılığı yapıyorduk. İşimiz pek parlak sayılmazdı; çünkü istasyonumuza tren çok… tamamını oku »

Havuz Başı, Sait Faik Abasıyanık

Beyazıt Havuzu’nun kenarındaki kanepelerden birine oturmuş, sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın yirmi yaşındaki çocuk kederlerini, sevinçlerini yaşaması ne demektir, diye düşünüyorum: Belki bir, geç olma hadisesi. Belki de bir çeşit hazları, kederleri, çocuklukları uzatma temayülü. Ama bu uzayan yaz,… tamamını oku »

Hişt, Hişt!, Sait Faik Abasıyanık

Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak tıraş bıçağına sinirlenmiş olacağım. Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekalâ bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı?… tamamını oku »

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay

sayfa sonuna git Dün gece eve dönerken köpekler arkamdan havladı. Bizim mahallenin köpekleri. Bir ikisi de peşime takıldı; adımlarımı sıklaştırdım. Daha önce onların böyle bir davranışıyla karşılaşmamıştım; korktum. Her zaman beni miskin gözlerle süzerlerdi; fakat aramızda bir gerginlik olduğunu da… tamamını oku »

Mektup, Sait Faik Abasıyanık

Ne desem yalan gibiydi. Selviler Arnavutköyü’ne doğru mırıldanıp dururdu. Bir taka İstanbul’a gider; bir yelkenli, böcek yüklü bize doğru gelirdi. Tepelerden, “Kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” diyen, bir masal cezası havası eserdi. Rıhtımın kırık taşına oturmuştuk. Bulutlar yıldızlara… tamamını oku »

Önce Ekmekler Bozuldu, Oktay Akbal

Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey… Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürüyorlardı. Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar, şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu. Tramvaylar, vapurlar sabahları,… tamamını oku »

The Fall of the House of Usher, Edgar Allan Poe

Son cœur est un luth suspendu; Sitôt qu’on le touche il résonne. De Béranger. During the whole of a dull, dark, and soundless day in the autumn of the year, when the clouds hung oppressively low in the heavens, I… tamamını oku »

Unutulan, Oğuz Atay

“Ben tavanarasındayım sevgilim!” diye bağırdı delikten aşağı doğru. “Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara.” Son sözlerimi duydu mu? “Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim. “İyi. Durgun bir gün. Bütün hayatımca sürekli bir ilgi aradığımı… tamamını oku »