deneme

Şiire Bakmak, Melih Cevdet Anday

Ahmet Kutsi Tecer’in, şiirimizde doruklardan biri olarak kalacağına inandığım “Besbelli” adlı şiiri ilk çıktığında, kimi ilerici arkadaşlarımca alaya alınmıştı. Önce bu şiiri birlikte okuyalım da, alaya alınmasının doğru olup olmadığı üstünde sonra dururuz.

Besbelli ölümüm sabahleyindir
İlk ışık korkuyla girerken camdan,
Uzan, başucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.

Sonra koş terlikle haber vermeye,
“Kiracım bu sabah can verdi” diye,
Üç beş kişi duysun ve belediye,
Beni kaldırmaya gelsin, odamdan.

Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut.
Sen de eller gibi adımı unut.
Kapımı birkaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.

Şiir sanatı açısından yetkin olmakla kalmayıp bir dramatik kişiyi de dile getiren bu çok sevdiğim şiir, peki, neden alaya alındı?

Efendim, öleceği vakti biliyormuş da ondan.

Neden bilmesin, şair bu, istediği vakit ölebilir, biz ne karışırız. Üstelik o kadar doğru ki, herkes sabahleyin ölür. Gece yarısı eve getirilen hekim, ağır hastayı görüp evden ayrılırken, yanında bekleşen aileye, “sabaha çıkmaz” der. Kısacası, sabaha çıkamadın mı, hapı yuttun demektir. Alay konusu değil.

Çok yıl oluyor, bir başka ilerici dostumuz da dünya kitaplığında, okunacak kitaplar ve okunmayacak kitaplar diye bir bölümleme atmıştı ortaya. Bu bölümlemeye göre, nice sevdiğim yabancı şair, yazar yasaklanıyordu.

Beni bu görüşün rahatsız eden yanı şu idi: Zararlı varsayılan şair ya da yazarı yasaklamak için elbette okumak gerekirdi önce; okuyunca da yasaklayıcının zarar görmüş olması gerekirdi. Oysa yasaklayıcı zarar görmüyor, bizim zarar göreceğimizi düşünerek iyilik etmeye kalkıyordu.

Şuracıkta söyleyivereyim, ben hiçbir şairden, hiçbir yazardan zarar görmemişimdir. Severim, sevmem o başka. Neden zarar göreyim ki, benim için önemli olan, o şairin ya da yazarın siyasal, toplumsal inançları değil, bıraktığı yapıttır. Yapıt ise, yaratıcısından başka bir varlık niteliği kazanmıştır. Lenin’in bir sözü vardır, “Bir şair, bir yazar mistik inançlardan da yola çıkabilir” der. Tolstoy, bir tür İsa dinine inanıyordu ise, ben bu büyük romancıyı okumayacak mıyım?

Moskova’ya ikinci gidişimde, Türkolog Vera ile Dostoveyski’nin doğup büyüdüğü evi ziyaret etmiştik de hiç unutmam, Vera, büyük yazarın bahçeye dikilmiş yonutunu okşayarak, “Bize, seni okumayı yasaklamışlardı” demişti. Çünkü Dostoyevski’nin mistik inançları vardı, ama romanı yenileştiren, modern romana yol açan o oldu.

Ben derim ki, sanatçıların, şairlerin, yazarların bize benzemesini istemekten vazgeçelim.

Biliyorsunuz Rıfat Ilgaz Kültür Evi’nin adını, yeni gelen Refah Partili Belediye Başkanı değiştirmiş, Necip Fazıl Kısakürek Kültür Evi’ne çevirmişti. Bu belediye başkanı bilmiyor ki, Rıfat Ilgaz da, Necip Fazıl Kısakürek de bizimdir, kültürümüzün vazgeçilmez katkıcılarıdır. Kaldırımlar şiirini nasıl unutabilirim!

Kaldırımlar ızdırap çekenlerin annesi.

Yahya Kemal hayranları, bir ara, onunla Ahmet Haşim’i ölçüştürürler, birini (Yahya Kemal’i) yüceltip ötekini (Ahmet Haşim’i) batırırlardı. Oysa bu iki şairimiz benzeşmezler hiç.

Burada anlayamadığım şu idi: Ben Yahya Kemal’i seviyorsam, ille Ahmet Haşim’i yermek zorunda mıyım? İkisini de sevsem olmaz mı?


Şiire Bakmak, Melih Cevdet Anday – Deneme
Kaynak: Felsefesiz Yaşamak, Melih Cevdet Anday, Adam Yayıncılık
Gönderen: Samet Altun, (14.05.19, 04.01)