roman

Birtakım İnsanlar, Oğuz Atay

Konuşmadan öylece oturdular; bir süre sonra Hikmet’in kollarından sıyrıldı Sevgi, yatak odasına yürüdü. Hikmet koltukta düşündü, Sevgi’nin son günlerde biraz huysuzlaştığını düşündü, işini sevmediğini düşündü, arada dostların hatırı olmasa patronun belki de kendisini işten çıkaracağını düşündü, evli bir erkek diye düşündü, sorumluluklar diye düşündü. Kalktı, yatak odasına gitti: Sevgi’nin uyumuş olduğunu gördü. Yatak odası takımına ait bitirilmiş tek parça eşya olan yatağın bir köşesine kıvrılmıştı Sevgi, yerde küçük defteri duruyordu. Hikmet, defteri aldı ve açık duran sayfayı okudu:

BİRTAKIM İNSANLAR
Onlar mutluluklara düşmandır. Karanlıkta gözleri daha iyi gören yarasalar gibi, mutlak bir gecenin olmasını beklerler. Bizi de şaşırtmak istiyorlar. Yorgunum, fakat her şeyi seziyorum. Artık bir roman yazacak kadar yaşantım var. Oturup yazmak için sadece

Hikmet, salona, koltuğuna döndü.

Başkaları gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi. Onlar da ellerinden geleni yapıyorlardı: Deniz kıyısında bir kahveye oturuyorlar, ah ne kadar güzel! diyorlardı. Deniz havası bize iyi geldi, diyorlardı. Önlerinden takalar geçiyordu: Ne sıcak renklere boyanmış tekneler! diyorlardı; o renkle o rengi hangi ressam yanyana getirmeye cesaret edebilir? (Bunları Nursel Hanımdan öğrenmişlerdi.) Sağlam deniz havasını içlerine çekiyorlardı; insanın temiz havaya ihtiyacı var, diyorlardı. (Bunu da Bilge’den öğrenmişlerdi.) Bütün bu temiz havaya rağmen, gece iyi uyuyamıyorlardı. Deliksiz bir uyku çekecek kadar yorulmadık da ondan, diyorlardı. Ertesi gün tepelere tırmanıyorlardı. İkisi de bu işte oldukça güçlük çekiyordu; Sevgi’nin ayakkabıları ayağından çıkıyordu. Sonra, bir dik yamacın zor bir noktasında kalıyordu Sevgi: ne ileri ne geri gidebiliyordu. Hikmet de, elleriyle topraklara tutunarak güçlükle karısının yanına ulaşıyordu: Erkek olduğu için daha kolay yürüyordu ne de olsa; Sevgi’yi, takılıp kaldığı otların arasından çıkarıyordu. Yüksek otların arasında dinleniyorlardı sonra. Buraya kadar çıkmak zor oldu ama, manzara da hiçbir yerden böyle görünmez, diyorlardı. Belki de kimse böyle yüksek bir noktaya çıkmamıştı şimdiye kadar. Hikmet, çocuklar gibi hür hissediyordu kendini. Ne yazık ki, bir keresinde ayağı kaydı, bir çukura girdi. Bileği burkulduğu için bir ay topalladı. Bir de, ısırgan otlarından kurtulmasını bilemiyorlardı; her seferinde bacaklarına saldıran bu arsız otlar yüzünden kaşınıp duruyorlardı. Dönerken, ucuz olduğunu düşündükleri bir gazinoya giriyorlar, biraz içiyorlardı. Ne yazık ki Hikmet, her mezeyi ısmarlarken yeniden hesap yapıyor, yol parası dışında cebinde ne kaldığını sayıyordu. (Yol parası ayrı bir cepte taşınıyordu.) Sevgi pantalon cebini dikmeyi unuttuğu için, bir keresinde bu para düşürüldü. Allahtan, hesap beklenilenden az gelmişti. Biz serseri değil miyiz? diye tekrarlıyordu Hikmet: Böyle şeylere aldırır mıyız?

Böyle şeylere aldırmıyorlardı; zaten, aldıracak çok az şey kalmıştı.


Birtakım İnsanlar, Oğuz Atay – Roman, Bir Kısmı
Kaynak: Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları
Gönderen: Samet Altun, (24.09.16, 01.36)